Yazı Detayı
17/06/2017 09:03:16
 
 YUSUF ERDOĞAN BEYİTLERİN DİLİNDEN HAYATIMIZ
YUSUF ERDOĞAN
 

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir

Tekdir uslanmayanın hakkı kötektir….

Merhum Ziya Paşa’nın hokkalı bir beyiti ki; adeta herkesin dilinde pelesenktir. Her halükarda her itminanda sanki ağız birliği etmişçesine bu söze/beyite gerektiğinde sırtımız yaslar ve olmasını umarız.    Neden olmasını umarız gerçekten keyfi bir davranış mı? Eğitimin içine çekme olayı mı? Bilerek keyfi can yakmaktan hoşlanma mı? Yoksa azıcık ucundan göster ama vaziyeti elden bırakma asla ileri gitmeden kendine yakışanı yap mı? Demeye getirilir, bilemiyorum işte orada biraz soluklanmak gerek.    Biz eskiden, su içerdik testiden diye bir avuntumuz var ya işte; eskiden ta eskilerden kalma bir anlayış idi dayak faslı. Anlatırdı büyüklerimiz yedikleri güzelliklerin, beylik laflarıyla çıkarırlardı ağızlarından baklaları. Kimisi üzgün, kimisi dualı/beddualı, kimisi hala o olayın etkisi altında daha dün gibi aha şuracıkta duruyor dercesine, nasıl canlarının acıdığını/yandığını gözlerinden akan yaşlarla desteklerlerdi dayağın bir o kadar abesliğini. Sözüm ona disiplini sağlama adına işi sağlama bağlamak için girişilen bu tutumların belki o an için sükûneti zoraki, elleri çiçek yaparak bağlama pozisyona getirme girişimi, artan gürültü kirliliğini susturma müteşebbisliği olarak bir girişimcilik ruhu kabul edilse de, gönülleri muradını alamayan efeler gibi hazır, ya da sulu tulumbacılar gibi bekleyen bebeler/minikler misali ortalıkta esecek azıcık bir sam yeli ile gene kudurmaya amade ya da patlamaya amade magmalar gibi yine vaziyeti elden bırakmadan içlerinden galiz varyasyonlara tabi bulunurlardı bu uslanmayasacılar topluluğu.

İçinizde Ahmet Rasim’in falaka adlı eserini okuyanlar bilirler ki; o ne çeşitli ve dehşetli uygulamalar ki;    çocukların tam altı çeşit varyasyonlara tabi tutulmasıdır ve tabi suçun çeşidine göre de uygulamaların değişimliliği söz konusudur.

Hele bir zincirli falaka var ki; sanki mübarek Filistin askısı misali. İşkencenin alası ve çocukluk ahvalinin karanlık rüyası. Konuya hemen kendi görüşümden gireyim ki; dayak olayına en başından karşı bir eğitim anlayışım var. Böyle akıl ve ruh hengâmesinde insanların aklını çatlatırcasına onu kendinden korkutarak uzaklaştırmak elbette kabul olan bir anlayış değildir. Dikkat edin insanı kendinden uzaklaştıracak bir korku paranoyası demek istedim. İnsanın kimliğini, halini, vehmini sükûnetini ahvalini hiçe sayarak sırf saadetli diye bu dayağın bin bir çeşit evlasına muhabbet beslenmesi, çocuğun böyle yola getirilmek istenmesi tamamen insan fıtratına aykırıdır. Bakın bu arada hemen yine araya bir anekdot daha aktararak kafaları yine başka bir yöne çekmek istiyorum. Belki de esas düşünmemiz gereken nokta burasıdır.

Ömer Seyfettin’in falaka adlı hikâyesinde ise; Kaymakam Bey’in bunu mektepte yani okulda yasaklamasıyla beraber, gemi azıya alan bebeler çekirgeler topluluğu işi o kadar azıya getirmişler ki hababam sınıfı yanlarında yedi yunmuş vaziyettedir. Mesela ne yapmış ukala yumurcaklar. İsterseniz onu da Ömer Seyfettin’in kendi anlatımından dinleyelim.”Dayak korkusu kalkınca biz kırk çocuk öyle azdık öyle kudurduk ki… Ne yaptığımızı bilmiyor, artık hiç hocayı dinlemiyor, yüzüne leblebi atıyor, minderine iğne koyuyor, pabuçlarını saklayıp onu saatlerce arattırıyor, yalvartıyorduk. Dayaksız bizi okutamayacağını anlayan Hoca Efendi nihayet bir gün falakayı çıkardı.”

Dayak cennetten çıkmadır diyen Tarık Buğra ise; tekdir olayını bir nevi bir şekilde muhatabına haddini bildirme olarak kabul eder. Nasihat ve tekdir azarlama paylama biraz sert konuşma olaya bir şekilde müdahale ederek ortamın daha da kötüye girmesine mani olmadır. Hepimiz bu sıralardan bu sınıflardan geçtik. Okul hayatımız bizim benlik oluşturma ve kimlik kazanma dönemlerimizdir. Arkadaş seçimi ve ortamı bulunduğun sınıftaki genel vaziyet vs. bir kişinin hayat enstrümanında en etken faillerdir. İşte burada devreye o kişiyi yönlendiren unsurların karları iyilikleri zararları yan etkileri konusunda seni masumane uyaracak yardımcılar arkadaşlar olması lazımdır, her ihmal insan beyninde kalbinde kötülüklerin duvar örmesi demektir.

Biz eğitimci olarak nasihat ve tekdirimizi uyarmamızı usulen yapalım ama esas mesele evde eğitim olayıdır ki; baş aktörleride anne babalardır. Ebeveyn kendi eliyle bir çocuğunun geleceğini karanlığa itmemesi atmaması veya dünyasını ve ahretini karartmaması için ne yapmalı? Nasıl evladına bakmalı ki; ilerde o tam manasıyla iyi vatandaş iyi insan kâmil bir mümin olarak bu vatana millete devlete bayrağa saygılı kalsın. Dinini diyanetini bilsin korusun, dostunu düşmanını tanısın öğrensin geleceği için tedbir alsın fikir üretsin düşünsün. Ey anne babalar ister misiniz sizler kendi elinizle çocuklarınızı cehennem çukurlarından birine yollayın. Allah muhafaza kim ister böyle bir şeyi. Ama sen zamanında gerçekten tedbirini alır, onun eğitimini ve insanın eğitimini hakikaten önemser anne babalık görevini ifa edersen işte ortaya da”Ne ekersen onu biçersin “atasözü devreye girer.

Yukarıdaki yazarlarımızın bakış açısı ve örneklerden hareketle; ne dayak olsun hayatımızda ne de çocuğumuzu ihmal edecek kadar anlayışsızlık. Onun bedeni ihtiyaçları kadar ruhi manevi ihtiyaçlarıda vardır ve doyurulmalıdır. Şunu bilmek zorundayız. İnsan kimdir? İnsan nasıl bir varlıktır? İnsan bu dünya da ne için bulunmaktadır? Ya da kısaca “ BEN KİMİM VE NEYİM NE OLACAĞIM? ” deyin ve ona göre bu sualin cevabını hayatınızın nirengi noktası kabul edin. Ne Mutlu Evlat Yetiştiren Anne Babalara. Bilmem anlatabildim mi?   İşte size bir hayat beyiti daha, ama bugünkü Türkçesiyle:

“İrfan süsü ile yükseklik bulanlar, yün hırkalarını, feleğin atlas kumaşına değişmezler”  Sünbülzade Vehbi…

BEYİTLERİN DİLİNDEN HAYATIMIZ

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir

Tekdir uslanmayanın hakkı kötektir….

Merhum Ziya Paşa’nın hokkalı bir beyiti ki; adeta herkesin dilinde pelesenktir. Her halükarda her itminanda sanki ağız birliği etmişçesine bu söze/beyite gerektiğinde sırtımız yaslar ve olmasını umarız.    Neden olmasını umarız gerçekten keyfi bir davranış mı? Eğitimin içine çekme olayı mı? Bilerek keyfi can yakmaktan hoşlanma mı? Yoksa azıcık ucundan göster ama vaziyeti elden bırakma asla ileri gitmeden kendine yakışanı yap mı? Demeye getirilir, bilemiyorum işte orada biraz soluklanmak gerek.    Biz eskiden, su içerdik testiden diye bir avuntumuz var ya işte; eskiden ta eskilerden kalma bir anlayış idi dayak faslı. Anlatırdı büyüklerimiz yedikleri güzelliklerin, beylik laflarıyla çıkarırlardı ağızlarından baklaları. Kimisi üzgün, kimisi dualı/beddualı, kimisi hala o olayın etkisi altında daha dün gibi aha şuracıkta duruyor dercesine, nasıl canlarının acıdığını/yandığını gözlerinden akan yaşlarla desteklerlerdi dayağın bir o kadar abesliğini. Sözüm ona disiplini sağlama adına işi sağlama bağlamak için girişilen bu tutumların belki o an için sükûneti zoraki, elleri çiçek yaparak bağlama pozisyona getirme girişimi, artan gürültü kirliliğini susturma müteşebbisliği olarak bir girişimcilik ruhu kabul edilse de, gönülleri muradını alamayan efeler gibi hazır, ya da sulu tulumbacılar gibi bekleyen bebeler/minikler misali ortalıkta esecek azıcık bir sam yeli ile gene kudurmaya amade ya da patlamaya amade magmalar gibi yine vaziyeti elden bırakmadan içlerinden galiz varyasyonlara tabi bulunurlardı bu uslanmayasacılar topluluğu.

İçinizde Ahmet Rasim’in falaka adlı eserini okuyanlar bilirler ki; o ne çeşitli ve dehşetli uygulamalar ki;    çocukların tam altı çeşit varyasyonlara tabi tutulmasıdır ve tabi suçun çeşidine göre de uygulamaların değişimliliği söz konusudur.

Hele bir zincirli falaka var ki; sanki mübarek Filistin askısı misali. İşkencenin alası ve çocukluk ahvalinin karanlık rüyası. Konuya hemen kendi görüşümden gireyim ki; dayak olayına en başından karşı bir eğitim anlayışım var. Böyle akıl ve ruh hengâmesinde insanların aklını çatlatırcasına onu kendinden korkutarak uzaklaştırmak elbette kabul olan bir anlayış değildir. Dikkat edin insanı kendinden uzaklaştıracak bir korku paranoyası demek istedim. İnsanın kimliğini, halini, vehmini sükûnetini ahvalini hiçe sayarak sırf saadetli diye bu dayağın bin bir çeşit evlasına muhabbet beslenmesi, çocuğun böyle yola getirilmek istenmesi tamamen insan fıtratına aykırıdır. Bakın bu arada hemen yine araya bir anekdot daha aktararak kafaları yine başka bir yöne çekmek istiyorum. Belki de esas düşünmemiz gereken nokta burasıdır.

Ömer Seyfettin’in falaka adlı hikâyesinde ise; Kaymakam Bey’in bunu mektepte yani okulda yasaklamasıyla beraber, gemi azıya alan bebeler çekirgeler topluluğu işi o kadar azıya getirmişler ki hababam sınıfı yanlarında yedi yunmuş vaziyettedir. Mesela ne yapmış ukala yumurcaklar. İsterseniz onu da Ömer Seyfettin’in kendi anlatımından dinleyelim.”Dayak korkusu kalkınca biz kırk çocuk öyle azdık öyle kudurduk ki… Ne yaptığımızı bilmiyor, artık hiç hocayı dinlemiyor, yüzüne leblebi atıyor, minderine iğne koyuyor, pabuçlarını saklayıp onu saatlerce arattırıyor, yalvartıyorduk. Dayaksız bizi okutamayacağını anlayan Hoca Efendi nihayet bir gün falakayı çıkardı.”

Dayak cennetten çıkmadır diyen Tarık Buğra ise; tekdir olayını bir nevi bir şekilde muhatabına haddini bildirme olarak kabul eder. Nasihat ve tekdir azarlama paylama biraz sert konuşma olaya bir şekilde müdahale ederek ortamın daha da kötüye girmesine mani olmadır. Hepimiz bu sıralardan bu sınıflardan geçtik. Okul hayatımız bizim benlik oluşturma ve kimlik kazanma dönemlerimizdir. Arkadaş seçimi ve ortamı bulunduğun sınıftaki genel vaziyet vs. bir kişinin hayat enstrümanında en etken faillerdir. İşte burada devreye o kişiyi yönlendiren unsurların karları iyilikleri zararları yan etkileri konusunda seni masumane uyaracak yardımcılar arkadaşlar olması lazımdır, her ihmal insan beyninde kalbinde kötülüklerin duvar örmesi demektir.

Biz eğitimci olarak nasihat ve tekdirimizi uyarmamızı usulen yapalım ama esas mesele evde eğitim olayıdır ki; baş aktörleride anne babalardır. Ebeveyn kendi eliyle bir çocuğunun geleceğini karanlığa itmemesi atmaması veya dünyasını ve ahretini karartmaması için ne yapmalı? Nasıl evladına bakmalı ki; ilerde o tam manasıyla iyi vatandaş iyi insan kâmil bir mümin olarak bu vatana millete devlete bayrağa saygılı kalsın. Dinini diyanetini bilsin korusun, dostunu düşmanını tanısın öğrensin geleceği için tedbir alsın fikir üretsin düşünsün. Ey anne babalar ister misiniz sizler kendi elinizle çocuklarınızı cehennem çukurlarından birine yollayın. Allah muhafaza kim ister böyle bir şeyi. Ama sen zamanında gerçekten tedbirini alır, onun eğitimini ve insanın eğitimini hakikaten önemser anne babalık görevini ifa edersen işte ortaya da”Ne ekersen onu biçersin “atasözü devreye girer.

Yukarıdaki yazarlarımızın bakış açısı ve örneklerden hareketle; ne dayak olsun hayatımızda ne de çocuğumuzu ihmal edecek kadar anlayışsızlık. Onun bedeni ihtiyaçları kadar ruhi manevi ihtiyaçlarıda vardır ve doyurulmalıdır. Şunu bilmek zorundayız. İnsan kimdir? İnsan nasıl bir varlıktır? İnsan bu dünya da ne için bulunmaktadır? Ya da kısaca “ BEN KİMİM VE NEYİM NE OLACAĞIM? ” deyin ve ona göre bu sualin cevabını hayatınızın nirengi noktası kabul edin. Ne Mutlu Evlat Yetiştiren Anne Babalara. Bilmem anlatabildim mi?   İşte size bir hayat beyiti daha, ama bugünkü Türkçesiyle:

“İrfan süsü ile yükseklik bulanlar, yün hırkalarını, feleğin atlas kumaşına değişmezler”  Sünbülzade Vehbi…

Yorumlar
Diğer Yazılar
ADALETİ SAVUNMAK
Tıklanma: 96
BEYİTLERİN DİLİNDEN HAYATIMIZ
Tıklanma: 109
GÜLE OYNAYA CAMİYE GEL
Tıklanma: 129
KALPTEN GELEN FISILTILAR
Tıklanma: 60
HADDİNİ AŞAN SÖZLER
Tıklanma: 117
İSLAMAFOBİ
Tıklanma: 150
GENÇLİK ŞUUR VE NEFİS TERBİYESİ
Tıklanma: 126
RAMAZAN EN BÜYÜK NİMETTİR
Tıklanma: 197
APARTMAN UYUMSUZLARI
Tıklanma: 151
GENÇLİĞE DEĞER KATMAK
Tıklanma: 199
AĞACA SAHİP ÇIKILIRSA
Tıklanma: 90
MUSTAFA NECATİ Mİ & CEMİL MERİÇ Mİ?
Tıklanma: 164
SEÇİM BİTTİ AMA ETKİLERİ?
Tıklanma: 170
SOHBET TADINDA OLSUN
Tıklanma: 219
1946 SEÇİMLERİ VE REFERANDUM
Tıklanma: 143
REFERANDUMUN DİLİ
Tıklanma: 108
YENİ TÜRKİYE HEPİMİZ İÇİN
Tıklanma: 103
EVET, BAŞKOMUTAN KONYA?DAYDI
Tıklanma: 189
VUR EVET MÜHRÜNÜ
Tıklanma: 159
EVET, HER DİLDE EVET
Tıklanma: 123
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ
Tıklanma: 122
AKIL KİRALIKSA YALAN KÜFELİKTİR
Tıklanma: 132
NASIL BİR AKIL VARSA
Tıklanma: 158
TARİHİMİZLE KAVGALIYIZ
Tıklanma: 127
PEYGAMBERE DİL UZATMAK
Tıklanma: 142
FAŞİZMİN AYAK SESLERİ YA DA ÇİRKEF BATI
Tıklanma: 184
KUYRUĞUNA BASMIŞIZ
Tıklanma: 166
SİYASET(İ) KONUŞMAK (2)
Tıklanma: 182
SİYASET(İ) KONUŞMAK (1)
Tıklanma: 190
GÜVEN DUYGUSU VE SAMİMİYET
Tıklanma: 194
ÇOK OKUMAK
Tıklanma: 195
SURİYELİ SIĞINMACILAR
Tıklanma: 195
EVET, YENİ TÜRKİYENİN UFKUDUR
Tıklanma: 211
KONUŞMADAN OLMAZ
Tıklanma: 196
SABIRLA GELECEĞE ODAKLANALIM
Tıklanma: 194
KAFASI KEL MERKEL NE İSTİYOR?
Tıklanma: 201
DİRİLİŞ İÇİN EVET
Tıklanma: 228
NİYE KORKUYORSUNUZ?
Tıklanma: 190
MECLİS KÜRSÜSÜ?NÜN İŞGALİ
Tıklanma: 206
EĞİTİM OLMADAN ASLA
Tıklanma: 56
BAŞKANLIĞA ADIM ADIM (7)
Tıklanma: 212
YAŞAM TARZINA MÜDAHALE
Tıklanma: 214
BAŞKANLIK SERÜVENİ(6)
Tıklanma: 217
TÜRK DÜŞMANLIĞI
Tıklanma: 216
BAŞKANLIK GELİRSE (5)
Tıklanma: 226
NİÇİN DURUŞ KAPISI?
Tıklanma: 234
BAŞKANLIK GELİRSE(4)
Tıklanma: 208
TOPRAĞA GÖMECEĞİZ..!!!
Tıklanma: 224
BAŞKANLIK GELİRSE (3)
Tıklanma: 252
ETRAFINA KÖR BAKANLAR VE?!
Tıklanma: 210
Bizim Gazete
Namaz Vakti
En Çok Okunanlar
Arşiv
Yazarlar
sivas escort sivas escort tekirdağ escort tekirdağ escort trabzon escort trabzon escort trabzon escort usak escort usak escort yalova escort yalova escort yalova escort yalova escort zonguldak escort ihbarweb.co cixsohbet.com instagram takipci kasma instagram takipci hilesi
izmir escort escort izmir antalya escort denizli escort