HIRSIZLIK ve İSLÂM (2)
11 Nisan 2017, Salı 07:46Meşhur seyyah A. Dö. La Motrey'in; Voyaj en Avrupa, Asya et Afrika isimli eserinden: "Hırsızlara gelince, bunlar İstanbul’da son derece nadirdir. Ben yaklaşık Türkiye’de 14 yıl kaldığım halde hiçbir hırsızın orada yakalandığını işitmedim. Yol kesen haydutların cezası kazıktır.
14 yıl içinde altı kişinin kazığa vurulduğunu işittim. Onlarda hep Rum cinsinden idi. Türkiye’de yan kesiciliğin ne olduğu bilinmez. Onun için ceplerin el çabukluğundan korkusu yoktur. "
1765 yıllarında İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Sir James Porter’dır. Bu adam büyük bir İslâm ve Türk düşmanı olmasına rağmen o bile bakın ne yazmış eserinde: "Türkiye’de yol kesme vakalarıyla, ev soygunculukları, hatta dolandırıcılık ve yankesicilik vakaları adeta meçhul gibidir. Harp halinde olsun, sulh halinde olsun yollarda evler kadar emindir. Bilhassa ana yolları takip ederek bütün imparatorluk arazisini emniyet içinde katetmek her zaman kabildir. Bu fevkâlade olaya hayret etmemek kabil değildir."
1872 yılında İstanbul’a gelen Fransız yazarlarından Pol Odel, “Kostantinople” isimli seyahatnamesinin 190. sayfasında şöyle der: "İnsana heyecan veren yüce bir adet mucibince, camiler seyahate çıkacak kimselerin her türlü ticari senetlerini ve kıymetli eşyalarını emanet olarak bırakmalarına her zaman âmâde bulunur. En eski devirlerden beri hiçbir zaman bu emanetlerden herhangi bir şey çalınmış olduğu görülmemiştir. Bizim memleketlerde hırsızların bu kadar insaflı davranacaklarını temin edemem."
“Türkiye’deki hırsızlık ve eşkıyalık, Avrupa’dakine nazaran çok daha küçük çapta oluyor. Aslında etrafta görülen fakirlik böyle bir havayı hazırlamaya oldukça müsait. İstanbul’da polis o kadar az ki. Buna rağmen bu şehirde Paris’de olduğundan daha çok emniyette sayılırız.”([1])
Balkanlarda tüccar ve seyyahlar, Osmanlı diyarında Avrupa’nın her tarafından daha emniyetli dolaşırlar ve emniyet ve güven içinde ticaret yaparlar.([2])
Evet bugünkü ahlâk anlayışımızla bu yazılanlara inanmamaktayız değil mi? Onlar böyle olmasaydı, Cenâb-ıAllah onları 600 sene dünyanın efendisi yapar mıydı? Onlar böyle olmasaydı, Viyana’dan Hindistan’a, Kırım'dan Yemen’e kadar büyük bir imparatorluğun idaresini Allah onların eline verir miydi?
Onlar böyle olmasaydı, Malazgirt’ler, Çaldıran’lar, Mercidabık’lar, Kosava’lar, Haçova’lar, Niğbolu’lar… kazanılır, Müslüman Türk adı dünyada destanlaşır mıydı?
Ya şimdiki halimiz. Her şey meydanda. Kimse çalamasın diye, umumi yerlerdeki elektrik ampullerinin dışına yapılan muhafazalar, çeşme musluklarına takılan demir kelepçeler, halıları çalınan hatta ve hatta ecdadın yaptığı kubbe kurşunları bile soyulan camiler…millî ahlâkımızın derecesini göstermeye yeter de artar bile.
Konuyla ilgili meşhur Alman şairi Goethe şöyle demiş: “Küçük hırsızlar cezalandırılırlar, büyükler sarayları yönetir.”
Son söz, istisnaları tenzih ederek, yakın tarihimizin en büyük heccavlarından olan Neyzen Tevfik’den olsun:
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler
Künyeni almak için, partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler
Dipnotlar:
1- İstanbul’daki Fransız elçisinin yeğeni, La Baronne Durand De Fontmagne, “Kırım Harbi Sonrasında İstanbul”, Tercüman 1001 Temel Eser, 1977 s. 259.
2- Sandor Takats, “Macaristan Türk Âleminden Çizgiler”, MEB Yay. 1000 Temel Eser, İst. 1970, s. 42, 47, 48.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.